Mısra Verse Logo
Mısra Verse © 2026

💔 Duygusal ve Melankolik Şiirler

Hüznün ve melankolinin en zarif hali. Kayıpların, pişmanlıkların ve geçip giden zamanın izini süren mısralar. Acıyı bastırmadan, ona güzellik katarak anlatan şiirler.

@Yüksel Bey

Ay Sarınca Geceyi

Ne unutabildim hazanı, ne yaza varabildim. Ay sarınca geceyi Ben! Ben yalnız kendime esirdim Yalnız kendime yenildim. Hiç kimseler duymadan, kimseler bilmeden Ben yalnız bende bittim. Ne yana döndüysem yağmur oldum, kar oldum Ne zaman bir şiire uyansam, çıkmaz bir yoldum Fecir vakitlerinde ateşten kordum Çarkları döndürse de gecenin yoksun sevinci Serseri bir uyuşukluk sardı tüm bedenimi Ayın şavkı saplandı gecenin karasına, incitmeden Gönlüm hüzün gemilerinin liman şehri Tam gözünde yaşıyorum hayat denen cehennemi. Hani diyorum da! Bir annenin şefkatiyle sarılsa Bir kuşun sıcaklığıyla örtse üstümü düş masalı Karanlıkta çoban yıldızım olsa umudun aydınlığı. Ah! Ah bir gelse yaz baharım Yıldızlar yağsa rüya gibi bitmesini istemediğim Çıkagelse uzaklardan da üşümese yüreğim Cemreler düşerken toprağa Gül yangınlarında ısınsa tenim. Göğüne kavuşmuş bulut olsam, çiçek çiçek sevinç Ay sarınca geceyi. Ben! Yaprağına hazan düşmüş kır papatyası Bir demet menekşenin feryadı, yası Gül ile bülbülün hasret niyazı. Bilirim ki! Şimdi gecenin geç bir vakti Buz gibidir şimdi rüzgarların seheri. Ama! Yağsa da yağmur, patlasa da fırtına. Hüzün inlese de gecede Ateşler de yansa da bedenim Yine de dalga dalga Mavi bir nefestir içim. Ay sarınca geceyi Bir başka bakar sonbahara kar yangını gözlerim Beyazın ışığında demlenir avuntusuz sevgim Hüzün yerleşince gözlerine şiirin Asi bir kalemin gece yarısı cümlelerinde Sınırsız duyguları kutsar Kucak dolusu çocuk yüreğim. Kalbimi kırdıkça hesapsızca, sustum öylece... Gözlerime doldu gece.

Oku →
@Yüksel Bey

Yediveren

Ne zaman bulutlar ağlasa gülüşlerim yasaklandı Ay ışığının hasreti çoğaldıkça çoğaldı Öyle anlar geldi ki Yedi veren duygularım incecik bir duman gibi Gök kuşağının kucağına saklandı. Şiirlerde can oldu hep Kekik kokulu düşlerim Ayın şavkında semah döndü İpek mendillerde sakladığım hayallerim Artık bir eskici dükkanına terkederken hüzünlerimi İçimden aktı buram buram yediveren mavilerim. Nasıl anlatsam bilmem ki Gönlümün düş bahçesi öylesine sihirli Kalbimin derinlerinde sanki yüce bir dağ saklı Bazen günlük güneşlik bazen de fırtınalı Sanki dört mevsimi yaşatan tılsımlı bahçe Bazen kış ortasında bahar rüzgarlı. Adını sabır koydum yediveren düşlerimin Ömrüm koydum adını Canan gibi değil can gibi öylesine sevdalı Pusuları kırdı bir akşam ak bir güvercin Gece bir başka baktı sabaha öylesine edalı Belki de zamana karşı koymaydı. Her soluk alışında özlem dolu vakitler Sancısında kıvranmıştı nefes nefes saatler Renklerine kavuşurken benbaharda çiçekler Alıp da başını gitti bak katli vacip hayaller İlkbahara düştü gölgem Durdu kar Sustu rüzgar. Döndü yüzünü kıpkızıl bir gül İkram etti şarkısını sundu sadakatini bülbül Sildi elvedaları renginden bir başka açtı sümbül Küllerinden doğarken Yediveren açtı artık gönlümdeki son gül. Allı morlu bin bir renkli sevinçlerle Geçince üşümesi kalbimin Rengini düşlerime ektiğim Yediveren gülleri açtı bak içinde ellerimin. Bu şiiri yazarken ben can arkadaşlarıma Sevgileri tercüman oldu kırık duygularıma Bir yudum su ararken gönül dergahlarında Canlandı bu yorgun kalbim Kocaman bir pınar kaynadı yürek yamaçlarında. Ben Gülbahar Serin serin esiyorum şimdi aldırmadan karanlığa Tıpkı bir meltem gibi yediveren yaylalarında.

Oku →
@Yüksel Bey

Haydi Yüreğim

Sus! Sus be yüreğim! Bende bilirim ağladığını Bilirim de, Efkarımın kadehinde demlerim yaşlarını. Her gece, Her gece hayalimde söndürürüm Yıldızları kıskandıran şavkını. Her gün, her saat Yüreğimde toplarım damla damla yaşlarını. Öldürmeye çalışırım her an korkularını. Aslında çok şey öğrendim Biliyor musun senden? Bak! Özlemleri düşürdüm geçmişin tozlu geleceğinden Sevgiler büyüttüm hiç düşünmeden Mutluluklar yarattım göremediğim en derin yerinden Sırlarını gizledim yalnız kimsesizliklerden. Oysa! Beraber geldik, beraber gidiyoruz Sende anlat bana kendini. Söyle bana sende duygularını, düşüncelerini Yoksa nasıl yakın hissedebilirim Nasıl teslim edebilirim sana kendimi? Sana güvenmeme izin ver ne olur. Haydi yüreğim! Ver elime ellerini Tıpkı eskisi gibi. Ne olur bir kez daha incinsek, bir kez daha üzülsek O zaman fark edeceğiz belki Birbirimizi ne kadar özlediğimizi. Haydi ver ellerini Öğren artık ' keşke ' yerine "Bir daha ki sefere" demeyi. Bak gör o zaman herkes nasıl kıskanacak bizi Hani çok iyi öğrendin ya sabretmeyi, dinlemeyi. Öyleyse! Büyüklüğün kadar yardım et… Ve sus! Bırak seni kim nasıl bilirse bilsin Sen sadece sana fısılda, seni bil Sana hizmet et. Sakın beni, benim seni düşündüğüm kadar düşünme Dayanamazsın, sonra nefesin kesilir. Bilir misin bilmem? Zor olan hasretlere direnmektir, anıların ta kendisidir Hicranların ertesidir, Bu yüzden kor gibi yakan acı tebessümlerdir Sahte gülüşlerdir. Şafakta ürperen gelinciklerdir. Neyse! Boşver be yüreğim. Haydi ver elime ellerini Haydi sen de tut ellerimi. Bir yol dene de, yıldızların altında Ay ışığı suyuyla yıka bu özlemlerimi. Haydi yüreğim Sus artık! Sus ağlama, ağlama da Bana anlat artık pembe hikayeleri Anlat Ne olur!

Oku →
@Yüksel Bey

Katli Vacip Hayaller

Bir varmış bir yokmuş diye başlar bütün masallar. Haydi bir masal anlat bana Yüreğimin derinlerinden bir nehir aksın delice Yıldızların moru indiğinde gözlerime çiçekçe Duam olsun yine özlemlerim Kor kor hasretler demlendikçe Katli vacip hayalleri yakayım kor kor yürekçe. Yüreğimi sakladığım bu düşler ülkesini Sardıkça yangınlar Gülüşlerim üşümüş bak öylece Kulağımda patlayan binlerce çığlığım da Beklemelerim öyle çok büyümüş ki Ben onları beklerken Beklemeyi sevmişim sebepsizce. Ağrılı şiirler toplamışım gecelerce Dar vakitlerin insafında Silinmesin diye anılar Katli vacip hayallere tutsak olmuşum Bu yüzden hep vurgun yemiş yüreğimde ayrılıklar Dalından ayrı düşmüş soluk sarı yapraklar gibi Hazan solumuş vuslatlar. Nehir nehir akan masallarda İçimdeki çocuk hiç laf dinlemiyor Alıp başını gidiyor katli vacip hayallerle Her gece güneşi öpemeden Bir çiçek ölüyor duygu bahçemde bağrımda güz türküleri Ayaz vurmuş sonsuz bekleyişlerde. Sönmeden bir yıldız daha, solmadan resimlerim Sislenmeden gözlerim, kırılmadan sözlerim Sonsuz bir mavide islenmeden yüreğim İndir yükünü duygularımın. Hazan bahçesinde ölmeden menekşeler Ayrılmadan bir daha Aslı ile Keremler Susmasın dalımda güz türküleri Şiir şiir içtikçe mehtaplı geceleri Bir yanımda düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi Bir yanımda katli vacip hayaller.

Oku →
@Yüksel Bey

Kimse Bilmiyor

Bazen dönüp bakıyorum da geriye Teselli buluyorum yaşamın izlerinden Benliğimden, yüreğimden, sevinçlerimden Mazinin mis kokan pembelerinden. Hani Nasıl gözükür gökyüzü bir gemiden Nasıl bir mavidir o öyle derinden İşte o an, körkütük sarhoş olurum ben Yıldızları indiririm yerinden. O an Bulutların kurşuni rengini, beyaza boyarım aniden Mavi siyah isyanları silerim dilimden Bahar kokularının büyüsüne kapılır, ağlarım sevincimden Ay ışığını toplarım göğün mor gönlünden Sevgiler dağıtırım sıcak, gül kokan yüreğimden. Oysa şimdilerde Kimse bilmiyor ki Kimse bilmiyor Gamzelerim düştü gülüşlerimden Gök kuşağı, renklerini aldı pembe düşlerimden. Bilmem anlar mısınız? Hani, hasretler yaşanır ya hiç bitmeyen Hani, dikenli yollar olur ya çetrefilli uzun Sonu gelmeyen Buz dağları olur ya hiç hiç erimeyen Hani, ağaçlar olur ya yaprakları acı rüzgarlarda ürperen İşte öyle yüreğim şimdilerde Kışta kalmış bir kuş gibi titreyen. Her gece Her gece bir yıldız kayar gözlerimden Yakar içimi kavurur, bıçak gibi keser öyle derinden Oysa kimse bilmiyor benim ağladığımı gülerken El ayak çekilince şehirden. Her gece teselli bulduğumu, bir kaç kırık şiirden Kimse bilmiyor Medet beklediğimi, geçip giden günlerden. Fakat Umut rüzgarım, hiçbir şey kaybetmedi değerinden Duygularım sıcak akar, kış kadar soğuk tenimden. Ah diyorum ah Keşke bende, hisssiz yaşamayı becerebilsem Becerebilsem de yüreğimi böyle incitmesem Keşke bilsem de, bir ömre sığdırdığım öfkemi İçime sinmeyen bir şiirin son dizesi gibi silebilsem. Bak yine bu günde bitti Anladım ki, herkes geçiyor feleğin çemberinden Kimse kurtulamıyor kaderin cilvesinden. Biliyor musun sen gibi Ben de hiç bilmiyorum Ne zaman döneceğimi Rotasız bir geminin, meçhule giden seferinden Ne zaman çıkarım bilemem, bu hazan mevsiminden. Fakat hep, hep bir şeyler var Küçük, küçücük bir mavi maziden Ve ben yine de hiçbir şey kaybetmedim Yaşama sevincimden. "Bir şarkıdır hayat nakaratı olmayan"

Oku →
@Yüksel Bey

Maydanoz Ocağı

​Dört yaşımdaydım, babam gittiğinde, Dünya sanki sessiz bir kuyu. Annem yirmi beşinde, incecik bir söğüt dalı, Rüzgara karşı duran ama eğilmeyen. Yeşil bir oyunun gölgesinde Maydanoz ocağının başında otururduk, Toprağın kokusu, maydanozun yeşili, Ve bir dilim ekmeğin sırtındaki tadımlık peynir... ​Hatırlıyorum da o maydanoz ocağını, Bana dünyanın en zengin sofrası gibi gelirdi. Annem bir masal anlatıcısıydı o anlarda, Yoksulluğu gümüş tepside sunan bir kraliçe. Ekmek bölündüğünde çıkan o ses, Onun kahkahasıyla karışırdı, Ben doyduğumu sanırdım, oysa o beni sevgiyle doldururdu. ​"Bak," derdi, "bu yaprak en şanslısı," Gülerek uzatırdı o yeşil dalları. Sanki dünyanın en büyük hazinesini paylaşıyormuşuz gibi. Ben çiğnerken o mucizevi tadı, Bilmezdim ki dolapta başka renk yok. Annemin gözlerindeki parıltı, Güneşin alevinden daha parlaktı. ​Ocağın başında bir tiyatro sahnelenirdi sessizce, Başrolde fedakarlık, dekorda nemli bahçe duvarı Kendi ruhunu yakarak beni doyuran annem O yirmi beşlik genç bir kadın. Açlığını bir gülüşün arkasına saklar, Beni maydanoz ocağında Lunaparka götürürdü. ​Şimdi büyüdüm, Yediğim her lokmada o ekmeğin kuruluğunu arıyorum. Çünkü artık biliyorum; O maydanozlar sadece toprakta yetişmiyordu, Annemin kırılan umutlarından, Beni güldürmek için topladığı güçten yeşeriyordu. ​Meğer biz sadece maydanoz yememişiz, Biz o maydanoz günlerinde, Yokluğu birbirimize sarılarak eritmişiz. Meğerse annem Başka yemek olmadığı için değil, Başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok demek için gülmüş yüzüme. Annemin o genç hali, o dirençli elleri... Hala burnumda o taze yeşilin kokusu, Ben büyüdükçe o maydanoz daha da tatlandı Ve hala damağımda, Dünyanın en tatlı, en lezzetli yemeği Kulaklarımda dünyanın en güzel masalı.

Oku →
@Yüksel Bey

Ne Çok Öldük

Maziyi sele verip de, kara günleri unutup Ne çok geldik yalın ayak, hayalde ki bir uç için, Bir yudum sevgiye kanıp, gönlümüzün pazarından Ne çok aldık hesapsızca inci boncuk bir taç için. Hatır, gönül bilmezlere ne söylesen yoktur çare Kutsal bildik davamızı yürek oldu pare pare Ahde vefa umar iken çaldı bizi yerden yere Ne çok daldık kahırlara olur olmaz bir öç için. Bu nasıl düzen arkadaş gözü doymazlar la dolmuş Haram helal düşünmeden bir yerine bin bir almış Yamalı yüreğimize zehirli bir akrep salmış Ne çok kaldık karanlıkta zerre miskal bir güç için. Doymak bilmez eşkiyanın haince kurt sofrasında Adap bilmez edepsizin şımarıkça tafrasında Nefis kölesi iblisin riya dolu narasında Ne çok sildik sevgimizi umarsızca bir suç için. Reva mıdır bunca elem? Dilde figan gönülde yas İlmek olmuş boynumuza keder zincirinden bir süs Vuslat pınarı ararken yolumuzu kesmiş sis pus Ne çok solduk ruhumuzda pula değmez bir hınç için. Yarı aç yarı tok kalıp ekmeği tuza banarak Dünyanın kirli çarkında her şerri hayır sanarak Köşelerde lal-i sükut kor alev gibi yanarak Ne çok böldük rızkımızı yudum, yudum bir aç için. Bu bize bir sınav dedik yaramıza tuz basarak Sarıldık taşa, toprağa umudu göğe asarak Sabır, ihsan, tefekkürle hırsın ipini keserek Ne çok öldük tenhalarda koskocaman bir hiç için. Kupkuru yapraklar gibi sağa sola savrulurken Vuslatın yandığı od da ihanetle kavrulurken Hayasızın eleğinde bulgur gibi çevrilirken Ne çok yıldık kuytularda çoluk çocuk bir göç için.

Oku →
@Yüksel Bey

Sus Sorma

Eğer. Eğer bir gün Gözlerim dalıyorsa uzağa, sebebini bilmediğim nedenlerden Ve durduramıyorsam akan gözyaşlarımı Sorma nedenini Solmuşsa tenim, dudaklarım konuşmuyorsa Sorma Sus Sorma sebebini Eğer bir gün Gecenin en koyusunda yok olmuşsam Yitik zamanlarda kaybolmuşsam yine Ve Umutlarımı tüketmişsem vuslattan yana Bir avuç mavi yok olmuşsa ellerimden Özlem ateşi yakmışsa yüreğimi Kanıyorsa derinden Sus. Sus, sorma nedenini Eğer bir gün, Eskisi kadar özlemiyorsam seni Dağ başı yalnızlığımı yaşamıyorsam artık Yayla dumanı gibi gözlerime dolmuyorsan her akşam Ve içim şerha, şerha yarılmıyorsa Sorma Sus Sorma nedenini Eğer bir gün, Yırtılası sözler yazmıyorsa kalemim, Yardım çığlıkları atmıyorsa ümitlerim. Üzüm bağlarına girmiş çocuklar gibi Telaşlı ve korkuyorsa yüreğim, Ve böyle saçma sapan şiirler yazıyorsam günlerdir Sus Sorma sebebini. Ve eğer Eğer bir gün Zifir pusularda göremiyorsam bahar çiçeklerini Denizin mavi ufku karardıysa, doğmuyorsa güneş Artık yakamozlar oynaşmıyorsa yıldızlarla Balıkçı teknelerinin kesildiyse ninnileri Düşlerime saplanmışsa paslı hançerler Sus Sorma Sorma nedenini Eğer bir gün, sabah olmuyorsa gecenin sonunda Eğer bir gün, kalemim kırılıp, şiirlerim susmuşsa Eğer bir gün param parça düşmüşse gönül ufkuma sözlerim Ve bir gün gece örtmüşse yüzümü Sorma nedenini Sus. Anla ki Aşmışım özlemini Anla ki Galip gelmişim hasretlere Bil ki yolun bitimindeyim Ama sen yine de sorma sebebini Sorma ey güvercin bakışlı oğul Sus Sus Sorma.

Oku →
@Yüksel Bey

Acıyor Anne

Yüreğim acıyor anne! Yine nefesini soluyor bu katran gece Hüzün bir güneş gibi batıyor gözlerime Ne menekşenin moru, ne de ateşin koru Renk vermiyor artık mavinin o eski tonu Bekleyişler umudun hep çıkmaz yolu Yalan değil bu sözlerim Yemyeşil ağaçların sevgi çiçeklerini özledim. Yıllar geçse de acımasız Günler hayırsız, saatler arsız Esen rüzgara da anlatsam içimi Anlamıyorlar ki! Bulutlar insafsız, ay ise vefasız. Nefesim acıyor anne! Gönlüm hicran inler, gözlerim secdede Şiirlerim efkar yazar her dizede, her hecede Bak yine gazel döktü hayat Yaprak sarardı bahçede Öpsem de güneşi gözünden Çatlayan dudağım yine güzde Karanfiler de solmuş Güllerle, nergisler son güzeliğinde Mazi pusmuş, anılar küsmüş Yılların rehaveti küfürlerde. Hislerim acıyor anne! Eskil sokaklarda anlarım silik Umarsız sevinçlerim yarım kalmış düşlerde Resmine bakınca yine hüzünlendim birdenbire Kimse anlamasın, bilmesin diye anne Duygularımı sakladım Şimdi bulamadığım bir yerde. Bu gün seninle olmak istedim anne! Garip bir suskunluk anlamsız bir gece Acının rengi sarı, tadı ise çok acı Yazsam yazsam bitmez kara kaplı deftere Ağır ağır ölür tutkularım, Hayat çok kötü bir savcı Anne. Sus! Sus kimseler duymasın Sende üzülme anne Sen bakma benim bu sitemlerime Dayanılması o kadar zor değil yine de Sevinçle süslenirken güneşin gülyüzü seherde Ben yine dönerim eski hallerime Yine umman olurum rengarenk çiçeklere Bütün yüreklerden bahar biçer Bahar ekerim yüreklere.

Oku →
@Yüksel Bey

Dokunma Bana Hayat

Gitmek zorundaysa artık yaşanan Geçmek zorundaysa artık geçmeyen zaman Yitik düşler gibi Bitmek zorundaysa mutlulukla başlayan Ak hüzünlü ırmaklara o zaman Savur günlerini sarp kayalara At yıllarını uçurumdan uçuruma. Uyanınca her sabah Hazan rüzgarlarının kırdığı Kupkuru dallarda ara sevgi çiçeklerini Yok et hayallerini. Ah be hayat Biliyor musun şimdi dağlara kar düştü Öyle soğuk ki umutlar bak zemheri bile üşüdü Yıldızlar köşe bucak Penceremde ay küstü. Varlığın ne kadar da yalandı Ufuk bile inançlarımda talandı. Arzın sonsuzluğunda şimdi bomboş bir gökyüzü Elimde avucumda ne varsa hepsi bir bir yüzüstü Sonrası hep karmaşa, dilimde sözüm sustu. Şimdi dokunma artık hüznüme Uzak dur değme artık gözüme Kulak ver bir yol dinle İhanetler içinde dertli çalan sazıma. Nerede ikrar verdiğin hayaller İnkara durdu hep ettiğin o yeminler Bak durdu esmiyor artık Rüzgarın kokusuna yazdığım şiirler. Her şeyin ilacı zaman derler ya İnanma sakın Ne önemi var ki zamanın. Say ki hiç yoktum, hiç olmadım Çiçek kokan yüreğimle takıldım kaldım Çarkına bu acımasız hayatın. Beni her silişinde yeni baştan yazdığım Her sabah uyandığımda koynumda bulamadığım. Kararttın sen yeşil, pembe, maviyi Mısra mısra öldürdün sen bu şiir yüreği Ilık ılık içerken hiç görmediğim sevgini Elim ayağıma dolanırdı duyunca ayak sesini. Öyle ki! Gözyaşımla büyüttüğüm gülün Dikenleri batıyor şimdi yüreğime Sözlerim kanıyor, soluğum küller arasında Gözlerim damlıyor yanaklarıma. Boş ver be hayat Sen git artık yoluna Haydi git Dokunma artık bana Dokunma yüreğime Hayallerim yeter, yeterde artar bana Hasret yangını gecelerde gizlice içime akar. Görmez, duymaz ama hissedersin Bilirsin ki ateş düştüğü yeri yakar.

Oku →
@Yüksel Bey

Güneş Koksun Saçlarım

Çocukluğumun pembe düşlerini arıyorum Şarkıların büyülü nağmelerinde Bir fidanın dalında Gelinciklerin ürperdiği Bağ bozumu şafaklarda Geçmişin gök mavi düşleri Hala yanan bir ateşin korunda. Küllerimden doğmak istiyorum yeniden Şarkılardan bir demet Uzaklarda çağıldayan bir ırmak Bir damla suda yaşamak. Ne denir ne söylenir Hani Bir anda özleyiveriyorum işte Sessizliğin çığlıklarında bölününce uykularım Usulca dokunuyor asi ruhum geceme Bir kuş uçuveriyor öyle bembeyaz Her sabah gözlerimden. İşte yine bu zamanlarda Ne tuhaf Güneş koksun istiyorum saçlarım. Hep maviyi arıyorum güneşin renginde Mavi bir gece örtüyorum üstüme bahar diye Neden hala gözlerim yetim bir çocuk gibi Niçin mutlulukla mutsuzluk sarılmış birbirine Bir gün Çözüp siyahları çöl akşamlardan Güneş koksun istiyorum saçlarım. Bilmem bu kaçıncı kez Bir damla su istiyorum içimdeki kır menekşelerine Karanfil yangını gecelerden Bakire şafaklara sığınmak istiyorum. Hadi üşüme sen artık dalında yaz çiçeği Gecikmiş güneşin hezeyanı bu suskunluk Kendi dilimden haykırmak belki Toprak kokan sokaklardan Ölüm sessizliği uykulardan Haykırmak kendi ardına gizlenmiş güneşe. Dedimya ne tuhaf Ne zaman bir yağmur sesi duysam, ne zaman bir su sesi, Bir çocuk sevinciyle İçimde bir pınar akar Düşündükçe takılıp kalır yüreğim Bir gül döker yapraklarını toprağın susuz serine Savrulup gider hırçın rüzgarlarla Gök mavisi hırçın denize. İşte yine gece oldu Gökyüzü yine kucakladı sinsi karanlığı Zembereği bozulmuş saatın Şaşırmış zaman. Ey şiir! Boynu bükük kelimeler gibi görme yazdıklarımı Dinmeye yüz tutmuş bir yağmurun son damlaları gibi Düşerken kalemime son cümlem. Dedim ya ne tuhaf Güneş koksun istiyorum saçlarım.

Oku →
@Yüksel Bey

Giden Zamanların Ardından.

Kasımın hazanında bir yağmur damlası yüreğim Suskunluğum bir kır menekşesi kadar asil Gönlüne figan düşmüş bir serçe naifliğinde Zaman bir buğu gelinciğin gölgesinde Gecelerinde düşlediğim sabahlarda Son kez ağladım belki Gözyaşlarım döküldükçe ömür kışı yaşarken Gece okşadı dağınık saçlarımı Ben de bilmiyorum Şiirler sevdalıydı Giden zamanların ardından. Koyu bir vakti şimdi zamanın Hüzün anılarım geçmiş bahar sokaklarında Gülün renginde yanıyor ateş Zorun hükmünde duygular şaşkın Güneş donmuş, bulutlar ağlıyor Yıldızlar terketmiş mehtabı birer birer Bir gül yaprağı içine gömdüğü kendi çığlığında Ömür bir adımlık düş Hayat bu işte bir var bir yok Zaman tünelinin çarkında Gece öptü yüreğimi Ben de bilmiyorum Şarkılar sevdalıydı Giden zamanların ardından. Umutlar bahar renginde şimdi al, yeşil Mavi bir kuş avuçlarımda Çok kısa mutluluklardan belki Ömrüm kısalıyor sanki Gözlerime yapışıyor mor menekşelerin düşleri Sonbahar gülüşlerimi alıp kaçıyor Hüzünler bir dudak lekesi Umudun haresinde Bir avuç mavinin gizinde sevda türküleri Rengi değişti nergislerin, güllerin Gece sardı gözlerimi Ben de bilmiyorum Özlemler sevdalıydı Giden zamanların ardından. Firari bir hüzün girdabında şimdi masum sevinçler Çocukluğumun kırçıl hatıralarında yüreğim Gözlerimde bin yıldız Mavi bir düşün tam ortasında dilsiz hayallerim Ay süslenmiş, Özlemlerine sarınmış gece Bak Bir yaban gülü yeşermiş Bu yağmurlu şubat gecesinde Kardelen aşık olmuş en utangaç haliyle güneşine Rengarenk gök kuşağına saklanan çocukluğum İpek böceği sabrında Yağan hazana inat, sevgi koksun diye baharlar Gece tuttu ellerimi Ben de bilmiyorum Ömürler sevdalıydı Giden zamanların ardından.

Oku →