Mısra Verse Logo
Mısra Verse © 2026

🌱 Hayata Dair Şiirler

Yaşamın içinden, gerçek ve samimi mısralar. Gündelik hayatın küçük anlarından büyük hakikatlere, yaşamanın zorluğundan güzelliğine uzanan gözlemler. Hayatı olduğu gibi, süslemeden anlatan şiirler.

@Yüksel Bey

Adını Koyamadığım Bir Şeyler

Bir ince umut sızısıdır benimki Kötü zamanların içli bir hazan sesi Yitip giden bir öykünün Belkide son nefesi Bir yanda gül ve nergis mevsimi Bir yanda başımı yasladığım gece vakti Bedenimi saran sonbaharda Baksana kirpiklerime saklanmış Kır papatyalarının çiği. Tanıyamadığım duygularıma Bazen uzak bazen de yakınım Ama Ama hep bir şeyler var adını koyamadığım. Hayat mı? Hayat yarım kalmış bir kitap gibi tozlu raflarda Ömürse bir teselli hayat çıkmazlarında Kirli bir çocuk yüzüyüm şimdi kapılarda Yüreğim avuçlarımda Gamdan bir dağ oturmuş iki göz pınarıma İsyanların acı nefesi yakar kavurur derinden Kor gibi düşer meltem esen bağrıma Bir günlük misafir mutluluk Hoş geldin güle güle, bu hazanın sofrasında. Ah! Rüzgara verdiğim umudum Ah! Dağ serinliğim Bilirim yokluğun buz, üşütür ellerimi Yüreğimin en derini hüznü seferde şimdi Ha bu gün ha yarın derken, günler aylarda Aylarda yıllarda Bir dost gülücüğü kaldı zamanda Bir türlü anlıyamadığım. Benimse dostluk sofrası her daim muradım Bazen aç bazen tok, ne yapalım Dedim ya! Hep bir şeyler var adını koyamadığım. Gönlüm bir gün her mısrada bir şarkı olacak Umudun karasında tüm siyahlardan kaçak Hayalde bir düş boyutu Biliyorum büyük bir aşkla yaşanacak Payıma düşen mutluluk o gün Mavi ırmaklardan akacak. Dallar tomurcuklanıp, bağlarda çiçekler açacak Bir menekşe büyüyecek yüreğimin kıvrımlarında Gözlerimde muştular bölünecek Dudaklarım eğilip gamzelerini bulacak Ilık bir akış damarlarıma dolacak Ve hüzünde yitip giden bilinmezleri görüp Sevincimden ağlayacağım Dizleri kanamış bir çocuk gibi doyasıya ağlayacağım. İşte böyle Hala düşünüyorum da bulamıyorum Dedim ya! Hep bir şeyler var adını koyamadığım.

Oku →
@Yüksel Bey

Beyaz Koridorun Çiçekleri

İki yıl oldu, Adımlarım ezberledi bu soğuk zeminin sesini. Gittim, geldim, Her seferinde bir parça eksilip, bin parça umut devşirdim. Beyaz önlüklerin arasından süzülen sessiz korkuyu gördüm. Ve o korkuyu bir tebessümle boğan dev yürekleri. Yavaşça sokuldum yanlarına, Ve bu süreçte öğrendim beyaz koridorların dilini. Sıra beklerken birbirinin gözlerine tutunanları izledim. Aynı kaderin kumaşından dikilmiş elbiselerimiz vardı sanki Rengi bazen solgun, ama dikimi hep vakur. Orada zaman, saatle değil, Serumun damlasıyla, tahlilin sonucuyla akıyordu. Saçları dökülmüş ama ışığı sönmemiş kadınlar, Yorgunluktan omuzları çökmüş ama eşinin elini bırakmayan adamlar Birbirini hiç tanımadan "nasılsın" diye soran seslerdeki o sahicilik... Dışarıdaki dünyanın hırsları ne kadar küçük kaldı o kapının ardında, Hastaydılar, yorgundular, ağrıları vardı, Ama içlerinde bir yerlerde, toprağın altındaki tohum gibi Çatlamaya hazır bir bahar saklıydı. Sustum, Dinledim. Konu ölüm değil, yaşanacak güzel günlerdi Bizimki kader ortaklığıydı işte Aynı fırtınada farklı teknelerle, aynı limana demir atmağa çalışmak. Süreç aynı süreç Herkesin süreci birbirinin aynı Bu süreçte Daha sıkı tuttum eşimin elini O koridorda yürürken sadece bir hasta yakını değildim artık. Ben o büyük, dilsiz ordunun bir ferdiydim. Gördüm ki; umut, Laboratuvar sonuçlarında değil, Birbirimize verdiğimiz o dirençli selamdaymış. Hâlâ gidiyoruz, Hâlâ geliyoruz, Ve her gidişimizde, o sönmeyen ışığı yeniden görüyoruz. Bu süreç hem çok uzun hem de ruhu olgunlaştıran bir süreçmiş. O vakur duruş ve bitmeyen umut ıle hastane koridorları sadece hastalığın değil, aslında en saf haliyle "insan kalmanın" yeriymiş.

Oku →
@Yüksel Bey

Öğretmenim

Çocuklar ellerinde nakış gibi işlenir Bir harf için kırk sene kul olur ÖĞRETMENİM. Kadir, kıymet bilinmez bilgileri taşlanır Yine de cehalete göl olur ÖĞRETMENİM. Her yer onun vatanı bilmez ovayı dağı Aklında yalnız tek şey ilim, irfanla bağı Gözlerini kapatır yürekte büyür çağı Karlı dağın başına gül olur ÖĞRETMENİM. Hem doktordur, hem çiftçi bazende ev işçisi Bazen sıvar kolları olur köyün aşçısı Yükü ağır olsa da bıkmaz gurbet taşçısı Ömründen ömür katar hal olur ÖĞRETMENİM. Uğruna can verdiği öğrencidir tek aşkı Bıkmadan anlattığı dersleridir tek meşki Öyle geniş ki gönlü sınıfıdır tek köşkü Yumuşak yastığına el olur ÖĞRETMENİM. Hangi yana uzansa mürekkepli elleri Aydınlığa gark olur yurdun ücra illeri Sevgisiyle sararken ipek gibi kolları Susamış gönüllere dil olur ÖĞRETMENİM. Gözleri ateş gibi kaleminde gül açar Gecesi, gündüzüyle etrafa ışık saçar Bir ömür köle gibi her dem cehalet biçer Susuz, kurak çöllere sel olur ÖĞRETMENİM. Nerede bir pas görse çıkarır boyasını Kırmızı, beyaz renkle siler isi pasını Yüreğinden koparıp ibrişim fırçasını Gri, siyah renklere al olur ÖĞRETMENİM. Barış, huzur hedefi kalemi elde hançer Vatan aşkı gül gibi kara tahta da açar Yedi düvel bir olsa kalır önünde naçar Kötülüğe, nefrete bal olur ÖĞRETMENİM. Bıkmadan gündüz gece Atasının izinden Bir an olsun çıkmaz ki yemininden sözünden Ömrü kış olsa bile asaleti özünden Fırtına, kar, boranda yol olur ÖĞRETMENİM. Nice zulüm bir olsa eğmez o hiç başını Dağlasalar kalbini saklar gözde yaşını Kahrolası hasretle özlese de eşini Baş altına taş koyar lâl olur ÖĞRETMENİM.

Oku →
@Yüksel Bey

Yorgun Sessizlik

Yorgun sessizliğimi dinliyorum da şimdilerde Derin suskularımı ekliyorum zamanın boşvermişliğine. Meramsız caddelerin, isli ayazlarında soluyor zaman. Adını bilmediğim anlamsız bekleyişler Zemherinin koynuna sinmiş arsızca. Teslim oluşlar, uzayan bir gecenin kısa süren dinginliğinde Her şeyden yoksun. Daha aydınlığına uyanmamış şafak Kendi kızıllığında kıvranıyor silik ve soluk. Sineye özgürlüğünü eklemiş Uykuya haram gecelerin arta kalan sarhoşluğundan Karanlığa inat, tutsaklığa inat. İşte böyle gecelerde vurur yüreğini sokaklarına Ben gibi yorgun şehir. Aydınlanmaya çalıştıkça söner bir bir ışıkları Kıvranır çaresizce, hem de bence. Sahi Çaresizlik dedim de Çaresizliğin oyunu nasıldır bilir misin? Gözlerini kapatamaz, kapattığında düşünemezsin Başını yastığa koyamaz, koyduğunda uyuyamazsın Sessiz çığlıklar yırtar kulaklarını Günde geceyi, gecede günü yaşarsın Kıyameti yaşar gibi amansız. Oysa Hangi insan içinde düşler büyütmez salaşça Hangi insan imkansızlığa yürümez çocukça Kim açmak istemez bahar gülleri gibi korkusuzca Şımarık düşler Hep çalmaz mı kapalı kapıları apansızca. Ama her defasında Sonsuzluğun tam ortasında yakalanırsın kendine. İşte, tam o anlarda Tutmak istersin yıldızları gece aralandığında. Tutmak istersin de Dönersin yine buğulu camlardan sızan, grilerine. Hani Bir trenin en son kompartımanında yolculuk yapmak istersin ya Tek başına Zamanı durdurup tek bir günde kalmayı istersin ya hani Hani fırtınaya inat, dalgaya inat açılmak istersin ya Denizin koynuna dolanmak istersin hani Amaçsızca. İşte yine öyle bu günlerde yüreğim Kıyılarıma vuran hırçın dalgalarda çırpınıyor Bilmem ki, belki de bu yüzden hep gel-gitlerim. Hoyratça kırılan dallarda şimdi yaralı bir serçenin derin sancısı Ve çocuk yüreklere gizlendi Bin yaşanmışlıkların acısı. Son bir ümitti galiba gecenin sırlarına gizlenmiş Sahipsiz düşlerimin yargıcı. "Kağıtla kalemin hayallerine tanık oldu gece"

Oku →
@Yüksel Bey

Öyle İşte

Haydi hayat Haydi bir şarkı söyle bana Veya bir şiir yaz haydi, nar çiçeği renginde olsun Bir nehir aksın içinde delice Mavi rüzgarların ismini hecelerken her gece Yağmurlar kutsasın toprağın kokusunu Çoğaldıkça dizeler içine yıldızların selamı dolsun. Sanki nefes almak gibi baharda Pervasızca akmak belki arzın sonsuzluğuna Hayalde düşte ne varsa Öyle işte. Yüreğim dinlenirken hayatın uslanmazlığında Bir şiir kanıyor hep kıpkırmızı, gözlerimin avlusunda Gün kollarını atarken gönül yamaçlarıma Bir avuç mavi aksın öylesine Başı bozuk umarsızca. İmkansızlar kavrulsun soluğumda Çocuk gülüşüme saklansın utangaç sevdalar Bir çiçeğin kokusuna, derin nehirlere eş Gül bahçelerinde ki yüreğim Yüreğim sevgi, yüreğim ateş Yüreğim güneş. E haydi hayat Haydi bir masal anlat bana Veya bir şarkı söyle haydi, hicazkar olsun Güftesi benden olsun hasret hasret Buram buram koksun mutluluk içinde Nağmesine uzaklardan bir nefes dolsun. Lacivert gecelerde doğsun sessizliğim Göğüne kavuşmuş yıldız gibi Ilgıt ılgıt essin seher yeli. Gök kuşağı renklerini sayarken pembe mavi Ay demlensin sesinde tıpkı bir demet çiçek gibi. Son isteğim Bir şeyler söyle haydi bana Şarkı gibi masal gibi mesela Veya bir şiir oku bana sıcak bir nefes gibi Hazan iklimlerinde bir tutam bahar Ufkuma doğan bir avuç güneş gibi. Aslında ne biliyor musun? Aslında hepsi can gibi canın gibi Yani mısraları ben gibi Öyle işte.

Oku →
@Yüksel Bey

Uçurum Çiçeği

Kesildi hep ayak sesleri vakit gece yarısı Geceye sürgün zaman iki şafak arası Aslında mekan değildi Zamandı önemli olan Bir taraf şiir kadehi Diğer taraf yıldız tozlarından bir cümle damlası Uzun ve çıkmaz yolda patikalar ölüm sessizliği. Uyku tutmaz gecelerde bir adım kala vazgeçişten Şehzade güllerine özendi Biraz mağrur biraz da şecaat Açtı uçurum çiçeği tüm yangınlara inat. Kolay değildi aslında o kadar yaşamak Geceleri ay ışığında şavkıyıp, gündüzleri güneşle ışımak Yaprağında bir damla çiğ tanesi kolay değildi açmak. Çakıl taşlarının sesıyle dinlendi kış bahçesinin kor gülü Akşamın matem rengine büründüğü saatte Gökyüzünde kandillerin yanmaya başladığı vakitte Sessiz bir çığlıkta sustu hep sözü Buz gibi dağ esintilerinde İpek gibi ip inceydi bilinmeyen saklı yönü. Hüzne inat sevgiye açtı uçurum çiçeği Soğuk bir coğrafyanın büyülü sıcağında Her gece bir bahar bulutu ağladı, Rüzgarlar sildi gözünü Koşarak gelen şimşek Kıyamadı aydınlattı yüzünü Yapraklarından aktı sessiz duyguları. Mavi bir göz dumanı düşse de her yere O anda bir yudum mutluluk yaktı belki Gülüşünde gizlediği közünü. Kemanın ağlayan sesinde kayboldu uçurum çiçeği Nem düştü dallarına Bazen sığ sular kadar dingin Bazen kabaran dalgalar kadar öfkeli Her şafak güneşle birlikte kapandı bir damla göz yaşının ardından Susmalara sardığı yüreği. Her şeye rağmen yine gülümsedi Hiç takati yokken uçurum çiçeği Belki de sahip olacağı her şey Bir gün kaybedeceği şeylerden sadece biri miydi?

Oku →
@Yüksel Bey

Sevgi Olsun Adın, Mutluluk Soyadın

Rengi çatlamış bir mavidir artık. Ağır aksak giden yıllar. Gecede kemanın teline vurmuş bir hıçkırık Gözlerimin derinine yansıyan karanlık. Kaç kez, Kaç kez umut Kaç kez hayat Acıya inat, yokluğa inat. Bir gülüş kadar yakın, bir nefes kadar uzak Sağır bir sessizlikte canhıraş bir feryat Benim bile bilmediğim, söyleyemediğim Yüreğimde kurulmuş sırat. Gecelerin güne beslediği bir aşktır Özlem ateşlerinde yanan yıllar. Baharlara akarken canlar Anılar gibi sürüklenir bulutlar Saçlarım ıslanır, gözlerim ıslanır Veysel dilinde yağar hep yağmurlar. Fecir nöbetlerinde hala tüm arzular. Bu öyle bir özlem ki Karanlığın koynunda ağlar, çiğdem rengi sevdalar. Gelenekle görenekle korkutulmuş Ayıplarla, günahla aldatılan yıllar. Küf kokan anıların kokusunda Şiir şiir yaşanır kırgınlıklar. Hayat rüzgarında özgürce dalgalanır saçlar Şiirle beslenir, şiirle közlenir gözlerden akan yaşlar. Yelin gülle öpüştüğü gecelerde Yağmur gibi yağar, şakacı yıldızlar. Kaldırır duvağını gökyüzü Şiirin yedi rengi vurur Tam üstüne hayatın İşte o zaman parlar, kararan ruhlar. Bir tufandır hala arafta kalan yıllar Bir yanardağın öfkesinde Uğuldayan, hep uğuldayan. Herkesin kendi gerçeğinde, kendi düşünde Oradan oraya savrulan Bazen ağlayan, bazen gülen Bazen de kor gibi yanan. Bir sonsuzluğun ortasında Gönül ırmağında coşmaya çalışan. Hayat! Haydi artık gülümse Yıllara küsmüşlere Kaderi gülmemişlere Sevgi olsun adın Mutluluk soyadın.

Oku →
@Yüksel Bey

Ekmek Kavgası

Fırınların önünde sabahın kör karanlığı, Henüz gökyüzü yırtılmamışken uykusundan, Bir kavganın ilk nefesi doluyor ciğerlere. Mevsimlerden geçim derdi, aylardan ocak söndüren... Sokaklar, midesi sırtına yapışmış dev birer yılan gibi, Kıvrılıyor fırın kapılarında, buharı tüten o sıcak umuda. ​Bu öyle kılıç kalkanla verilen bir savaş değil, Bu; nasırlı ellerin, yorgun omuzların sessiz haykırışı. Bir somun ekmek ki; Arasında ne peynir var, ne zeytin tanesi Sadece alın terinin tuzu, Ve çocukların rüyasına giren o taze koku. Şehrin Dişlileri Arasında Tezgâhın başında bekleyen adamın gözleri, Birer terazi kefesi gibi tartar hayatı. Her gramında bir taksit, her diliminde bir ayakkabı bağı. Kadınlar, tülbentlerinin ucuna düğümlemiş paralarını, O düğüm açıldıkça ömürden bir parça daha eksiliyor. Ekmek büyüdükçe küçülüyor insanın haysiyeti bazen, Pazarlık masalarında, asgari yaşamın kuytularında. Çamurlu botlarıyla inşaat iskelesine tırmanan genç, Yukarıdan bakınca şehre, Her binayı dev bir fırın sanıyor. İnsanlar hamur gibi yoğruluyor beton mikserlerinde, Pişiyorlar güneşin altında, Bir parça ekmek için, göğü delen binalar dikiyorlar Ama kendi sofraları hep zemin katın karanlığında. Bu kavgada mermi atılmaz, Ama her gün bir umut vurulur tam kalbinden. Pazar artıklarından toplanan domatesin ezikliğinde, Veya bayat ekmek kuyruğunda bekleyen o kambur dedenin Yere düşen bakışında saklıdır yenilgi. Zengin sofraların kırıntısı mıdır adalet? Yoksa fırıncının küreğinde yanan o kor ateş mi? Ekmek kavgası bu; Gülü gülene verirler, ekmeği ise söke söke alana. Kurtlar sofrasına meze olmamak için Dişini tırnağına takmış koca bir ordu, Sabahın dördünde yola düşer, Otobüs camlarında buğulanan hayallerle. Ve Akşam Olunca Güneş battığında, kavga bitmez, sadece şekil değiştirir. Eve dönen babanın ceketindeki un izi, Annelerin tencerede kaynattığı o mucizevi sabır, Sofranın ortasına bırakılan o sıcak somun; Dünyanın en zor kazanılmış zaferidir. Kavga baki kalır, ekmek ise her gün yeniden bölünür. Bölündükçe çoğalmaz bazen, sadece azalır sofradaki kişi sayısı, Ama o bir dilim için verilen savaş, İnsanlığın en eski, en dürüst ve en ağır hikâyesi.

Oku →
@Yüksel Bey

Kolay Mı Yaşamak

Yaşamak Kolay mı o kadar yaşamak? Güzel bir şiir, bir sevda şarkısı gibi yaşamak Geceleri ay ışığında şafkıyıp, Gündüzleri güneşle ışımak. Çisil, çisil yağmurda ıslanıp Yaramaz bir çocuk gibi Şaşarak yaşamak Gecenin tüm karanlığında, Buğulu bir cama güneşin resmini Çizerek yaşamak. Işıksız yangınlarda, Ellinde bir şiir kadehi Gözlerinde ki okyanus umutlarını Kaybetmeden yaşamak. Kolay mı yaşamak. Sırılsıklam sarhoş olup hayallerin büyüsünde Yalanların güzelliğinde kaybolarak yaşamak Bir akşam sefası gibi mutluluğu şiirlerde Arayıp da yaşamak. Rengarenk boyalarla gelişigüzel boyayıp da Asla silemediğin bir resim gibi yaşamak Dönme dolap gibi hep aynı yerde Dönerek yaşamak. Kolay mı yaşamak. Yürek mürekkebiyle yazılmış Onca karalamaya inat yaşamak İki ayrı kentin sabahında İki ayrı güneşe uyanan iki sevdalı Gibi yaşamak. İmkansızlığın içinde Yokluğun acı nefesinde Sevgiyi soluyan iki yürek Gibi yaşamak. Dertlerle arkadaşça Kederle dostça Hasret denizinde kulaç atarak Haram düşlerin kucağında yaşamak. Kolay mı yaşamak? Suyla ateşin Geceyle gündüzün Birbirini sevmesi gibi İmkansız da olsa yaşamak Yağmuru dilenen kuru bir toprak Güneşi bekleyen bir kuru yaprak Gibi yaşamak. Her sabah Hiç bilmediğin bir nefesi soluyup Akşamın kızılında Umutları arayarak yaşamak. Kolay mı yaşamak? Ay öperken geceyi Yüreğin kalsa da kışta, Bir peri masalının saflığında yaşamak. Yaşamak ünlem, Yaşamak virgül, Yaşamak soru işareti, Yaşamak ÜÇ NOKTA.

Oku →
@Yüksel Bey

Sabret

Derler ki:'Sabrın sonu selamet' Öyleyse sabret. Kahır rengi gecelerde düşerse eğer gönlüne bir hasret Ağlarsa derinden gözü yaşlı şarkılar Bir günlük bile olsa aldırma Savur saçlarını rüzgara Ser önüne güz ayazlarını hükmet akşamlara Bir tek sen değilsin özlemlerden bir demet Unutma ki Hazanın solduramadığı günlerde vardır elbet Öyleyse sabret. Boş ver be dönsün dursun Küflü gecelerde mevsimler Bırak uyusun dursun Kör kuyularda mor kadifeli hayaller İsterse yaksın umudun dağlarını fırtınalı şimşekler İnkara durmasın asla ettiğin o yeminler Yüksünmeden bekle Sakın ölmesin yüreğinde o kızıl karanfiller Sen sabret Sabret ki bir gün açsın ellerinde gül damlası sevgiler. Düşür gözlerinin baharını gönül yamaçlarına Sür umutlarını yağmur kokulu topraklara Bıkmadan, yorulmadan Ek vuslat tohumlarını yürek yaylalarına Eğer istersen boyarsın sarıyı yeşile Siyahı maviye Eğer istersen koyarsın boşu doluya Yine ulaşırsın ruhunla o doyuma. O zaman sabret Ayla, yıldızla, toprakla açsın gözlerindeki çiçek Bir düşe kur yalnız gecelerini Mutluluk doldursun gülücük gamzelerini Her yağmur sonrası petek petek Aldığın her nefeste İnmesin hiç gönül tahtından Gök kuşağı renklerinde ki kelebek Bir nehir aksın damarlarından usulca Şiirimin dili gibi alev alev Kor gibi yürek yürek. Bak gör o zaman nasıl dolanır birbirine mevsimler Kar misali yığılır gönlüne unuttuğun sevinçler Karlar eridikçe nasıl boy verir o güzel kardelenler Şiir şiir çoğalır mısra mısra can bulur Köşesine saklanmış çocuk yürekler. Sabrın sonu selamettir Leyla Mecnun misali gözlerini kanatsa da dikenler Sabret Göreceksin bak nasıl yıkılmaya mahkum kahrolası engeller.

Oku →
@Yüksel Bey

Sakladım Dünden Kalanlarımı

Sakladım dünden kalanlarımı, bilinmez yarınlara Dar vakitlerin insafına sığındım belki Silinmesin diye anılar İzlerini sakladım sevgilerin Aydınlansın diye yarınlar. Ay kesiği yaralar beyaz gecelerde kanıyor şimdi Yok olmasın diye umutlar. Şavkını vuruyor karanlığa uykulu gözler. Gecenin gözlerinden sızıyor puslu aydınlık Sevdasında sınırsız, özgürlüğünde tutsak Düş yağmurlarında ıslanırken çocuk yürekler, Siyah dumanlara saklanmış hep utangaç maviler. Düş dedim de, sahi sen Alır mısın benim kırık düşleri mi de? Sakladığım dünden kalanlardan. Al haydi. Sol yanı eskimiş duygularım, Aka aka örselenmiş gözyaşlarım var. Zaman aşımına uğramış hayallerimi, Güneşte rengi solmuş suskunluklarımı da al. Kül rengi akşamlarım var, umut kokan yarınlardan, Mevsimlerim var, yağmurlu baharlardan kalma, Haydi al hepsini, hepsini al. Dahası Tutamadığın sözler var mesela Atmaya kıyamadığım. Sakladığım yanık zamanlardan kalma. Hançerlediğin özgürlüğüm de tutsak şimdi Coplanan hayallerim. Yarım kalmış türkülerim sana Arta kalan sabahlardan. Sahi sen çok kibirlenme. Sen de dağıtırsın bir gün düşlerini Biz gibi sakladığın dünlerden. Öyle bir geçer ki zaman, anlayamazsın neler kaybettiğini Öyle acılar çekersin ki, bilemez kimseler neler çektiğini. İzi kalır yüreğinde, Resmi kalır gözlerinde. Unutamazsın Unutamazsın sultanlık günlerini Boğazında düğümlenir saklı sözlerin İşte öyle geçer zaman Sende saklarsın bir gün Saklarsın dünden kalanlarını bilinmez yarınlara.

Oku →
@Yüksel Bey

Merhaba

Kayıp umutlar mı? Zamanın kayıpları arasında sıkışıp kalmış düşler mi? Ve gecenin en koyusunda Gökyüzünün derinliğinden süzülen aldanışlar mı? Kırılmışlıklar mı? Boş ver Sıkma canını. Öyle fazla bir şey beklemeyeceksin bu hayattan Gerekiyorsa düşeceksin yüksekten en dibe Öyle bir düşeceksin ki, yara bere için de kalacak her yerin. Bu da yetmezmiş gibi, acıtacak herkes her bir yanını. Her şeye küser gibi olacaksın En anlamsız sözlerde bile gözlerin dolacak Kalbin en önemsiz insanların sözleriyle yaralanacak. Herkes bittiğini düşündüğün de, Sen tekrardan başlayacaksın En başa sarıp rolünü yeniden oynayacaksın. Hata yaptın, kırıldın, üzüldün diye Oyun mu biter mi sandın? Haydi kalk Aç gözlerini bak bir hayata Her şerde, var bir hayır aslında. Dizin mi kanadı, canın mı yandı, Mutlu ol yaşıyorsun demektir. Yüksekte miydin, alçağa mı indin? Gülümse! Yüksekleri göremeyenler de var. İhanete uğradın, aldatıldın mı? Sevin! Ayak üstünde oynatılamayacaksın bir daha. En önemlisi de kaybettin mi? Üzülme! Kazananlar bilir, Kazanmak kaybetmekten geçer hayatta. Unutma ki bu dünya da Senden kıymetli olan Pek de bir şey yok aslında. Hayat: Yaşamında kimse için kurban olmadan, kimseyi kurban etmeden yaşamaktır aslında. Hayat: Keşkelerle belkilerin arasına sıkışmadan, "Keşke" li gecelerin ardından, "İyi ki" li günlere Uyanmaktır aslında. Hayat: Gökyüzünden her düşen damlanın içinde umudun saklı oldugunu düşünerek, Islanmaktır aslında. Yüzümüzde gülümseme yaratan her şey Asında bizimdir bu hayatta. E öyleyse haydi, dostlar Yine yeni Yeniden Bir daha hayata merhaba.

Oku →
@Yüksel Bey

Beyti Berceste

Bu dünyada üç değer onur, gurur, iffettir Var ise hataların, muhattaba af ettir. Gelmez ise elinden yüreğe söz geçirmek İş midir ki yaptığın sayfaya harf göçürmek. Bedbahttır nice gönül, saçlara ak düşende. Ateş olmuş yanmış da, nice dağlar aşanda. Nice aşıklar geçmiş sevgiye kul olanda Kolay mıdır o kadar kim kaybetmiş bulanda. İçse de aşk şarabı, geçmez gönül yarası. Sevmek midir uzaktan, mutluluğun yarısı? Çekince yürek demi, bilgin kılar ademi. Devirir yüce dağlar, yükselince kıdemi. Doğrulukla dürüstlük, insanlığın darası. Kula kulluk edenler, iki kapı arası. Kirletirsen özünü, bulamazsın çözümü. Konuşma düşünmeden, yalatırlar sözünü. Soğuk yürek kör göze, bulunmaz hiçbir çare. Minnet etme yalana, kalmayasın biçare. Özün sözün bir ola, boş kalmaya ellerin. Balla şeker katıla, tatlı ola dillerin. Sakın dönme sırtını, insanın emeğine Uzanmasın ellerin mazlumun ekmeğine. İnsanlığa değer ver öpme namert elini. Eğilirsen zalime, tutamazsın belini. Gurur, kibir, büyüklük bencilliğin mayası. Uzak kala riyadan, gözdür özün aynası. Ne verirsen alırsın, umut eyle çölüne. Muhtaç komşu komşunun, ateş ile külüne. Tutarlar gül olursan, diken olma atarlar. Olmazsan kaliteli, seni pula satarlar. Dostun gönül bağında, bir salkımlık yer ara. Ya siyah ol ya beyaz, pus indirme diyara. Akan yolcularız, biz iki kapılı handa. Pir geldik pak gidelim, ak olalım cihanda. Demiş dünya malına, meyletme sen gönlünü. Çok kapılma bu güne, düşün hesap gününü. Dünya böyle dostlarım, işte geldik gideriz. Bir nefeslik molada, başkasını güderiz. Ne bir eksik, ne fazla, alacağımız nefes. Dururken aç kalanlar, acıdır bunca heves. Adını koyamadım, Canfaniyem ne ola Ettiysem sürçü lisan, gönüllerde af ola.

Oku →