Mısra Verse Logo
Mısra Verse © 2026

🌌 Yalnızlık Şiirleri

Sessizliğin ve kendi içine dönüşün mısraları. Kalabalıkların ortasındaki yalnızlığı da, tercih edilen sükûneti de anlatan şiirler. Kendiyle baş başa kalmanın hem ağırlığını hem huzurunu taşır bu dizeler.

@Yüksel Bey

Üşüyorum

Bu günlerde hava soğuk sanki Mevsim güz bahar Ben soğuk ayazlarda hala sarı bir sonbahar Üşüyorum hazanlarda. Çocuk yüreğimin yamaçları gül yangını Cemreler serpilmiş sıcaklığına Sinesine gizlenen duygu tohumları Binlerce hasret. İçime sığmayan zaman durgun bir göl emsali Sessiz bir veda leylaklar öylesine İhanetler filiz sürerken Prangalı hasretler sanki mahkum misali. Ceplerimde kırık düşlerle bir kayıp yolcuyum şimdi Yüreğim hüzün hüzün hasret Sağım solum ben Bir avuç yaşamın acısı deli bir rüzgarin öfkesinde Her yağmur sonrası sonbahar yorgunu gözlerimde Üşüyen bir güneş hep benimle eş. Şiirler dökülüyor şimdi mevsim mevsim Tütün kokusuna saklasam da ayrılığı Özlemleri damıtıyor üstünü örttüğüm nefesim Gözlerim yağıyor yüreğime Yıllanmış kırgınlıklar batıp duruyor canıma Titrerken gece ayazın soğuğunda Ellerimden tutuyor yüreğim siyah bir gülün uğultusunda. Alev alev yanıyor avuçlarımda maviler Saklıyorum her zerresini Alay ederken acımasız hayallerim Sabah olmadan semaya uzanıyor yüreğim Pencereden süzülüyor ay ışığı Yıldızlara fısıldarken usulca Üşüyorum ezanlarda. Mehtabı mahzun hayallerim güldükçe Dost bir hançer her gece Yüreğime batıyor haince Ben içimdeki kalabalıkta yalnız ve avuntusuz öylece. Komşular kahvelerini içerlerken neşeyle Ben ödünç alınmış sevinçlerle Üşüyorum mizanlarda.

Oku →
@Yüksel Bey

Yalnızdık

Yalanlara inandık kurduğumuz düşlerde Bir de kendimize inandık küçük oyunlardaki rollerde İhaneti içtik avuç avuç. Damla damla gerçekler doldurmadı gönül havuzumuzu Kimi zaman yazılan bir şiirdeki bir mısraya saklandı Kimi zamanda alınan bir nefeste canlandı Kimi zaman bir bakışta kaybettik Kimi zamanda asla sahip olamayacağımız bir düşte. Dün rüya, yarın hayaldir dedik Ömür dediğin nedir ki dedik Mutluluğu sığdırdık bu güne, Düşler ülkesinde bir güne. Oysa yalnızdık hep gönül kuyularımızda İçine girdiğimizde kaybolduğumuz Bizi gerçeğe götüren saklı bahçelerimizde Hatıralarımızın yuvası, günahlarımızın mezarı Gizli mabedimizde Bir çocuk gibi gizlendiğimiz Sıkta olsa sobelendiğimiz. Yalnızdık Yüreklerin derin kuytularında. Hiçbir şeyin bitmediği gecelerden, Her şeyin değiştiği sabahlara uyandık, Sevgileri gizledik papatya kokulu düşlere Gökyüzünden düşen her damlanın içine umutları sakladık Sessizlik açan hüzünleri gül diye kokladık. Ve yalnızlık, kelimelerle yaşadı insanın içinde. Kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde Bir fincan çayla paylaştık yalnızlığımızı akşamları. Belki bir sanat müziği eşlik etti sessizliğimize. Bir de aynayı hep baskalarina tuttuk Belki de bu yüzden kendimiz olmayı unuttuk Bilseydik bu kadar zor olduğunu. Aman verirmiydik bu yalnızlığa Bilseydik yalnızlığın böyle karanlık, Bilseydik bu kadar dar olduğunu. Şimdi yalnızlık ağaran günün, kararan gecesinde Kızgın kayalardan yansıyan ağustosun kor güneşinde O derin sessizlik, akşamların gizeminde Yıllarca dolaştığım imgelemin koyaklarında. Bazen de yalnızdık nefesimizi tutup Okyanusların dibinden çıkardığımız incilerde Yalnızdık gönül ülkemizin buzdan şatosunda. Yalnızdık saklandığımız çocuk yüreklerde. Öyle ki! O yüreğimiz okyanus tınısı Dağ esintileri kadar serin O yüreğimiz düşler kadar engin Arşa sığmayacak kadar geniş. Akan su misali işte hayat. Kuruyana dek.

Oku →
@Yüksel Bey

Bir Gül

Özlemin ayak izleri düşmüş gecenin karasına Tenindeki soğukluğa aldırmadan Ay çiliyor şimdi bu şehrin Buz kesmiş toprağına Gözlerinin solmuş haresinde bir hasret masalı fısıldıyor Duygu esen rüzgarlar Kayıp vadilerde bir avuç gök bir avuç yıldız Zaman kör bıçak, kırılmış aynalarda Solgun bir gül hayatın sancısına isyanda. Soğuk yüzüne acı bir yel esiyor Yüreği yalnızlığın en soğuk kışında Bir şiir vuruyor göklere Üşüyor dalında bir yaz çiçeği Susuyor bu şehir Gözleri lacivert Islak gözleri Çığlığında kanıyor sabrının yarası Elifi parçalanmış bir gül iki düş arası. Bir bir sönüyor bu şehrin ışıkları Gecenin zifir saçlarında keder Yok oluyor anılar, dönüyor bilinmezlerde Yürek yangını ihanetler Irmak ırmak gam Kayıp diyarlarda açıyor güllerle menekşeler Gamze gamze yanaklarını arıyor yere düşen gülüşler Rüzgarın uğultusunda kayboluyor Kumdan kale hayaller Bir çiçek boynunu büküyor öylesine hasret Yanık şehirde bir gül yüreğinde bin nefret. Mehtap yıldızlara oynaş olmuş Güneş boğulmuş hüznünde Ay ışığı tomurcuğuna gömülmüş Siyahın esirinde bir soğuk şehir Sinesinde nehir nehir yalnızlık Kıyısız hıçkırıklar da çiçeklenir mi hiç karanlık Bu şehir ateşler içinde en hazin sesiyle inliyor Ezip geçiyor ruhunu anılar Kar giyinmiş sevdalarda Bir gül açıyor, dikenleri acımasız, yaprağı kırık.

Oku →
@Yüksel Bey

Bir Kendim Bir De Ben

Sabır! Zindanların en koyu karasında Yaşam! Mavisine inattı kan kırmızısında Mertlik meze yiğitlikse yar, hainin sofrasında Sevgiler talandı, ihanet harmanında Islak sokaklar bile kan ağladı uykusunda Düşlerin rengi simsiyah hep gecenin en koyusunda Şarkılar suskundu, şiirler yasta Gönül ezgilerim ise sessiz ağıtlarımda Belki de bir hata Öyle ya! Dünlerin geçmiş hayali vardı hep yarınlarda. Akıp giden zamanın kargaşasında Yüreğimin çocuk yanı Bir kendime yandı, bir de bana. İşte o gün! İçimde ki volkan patladı Sustu rüzgar, yer sarsıldı Nehir taştı deryasından, sular kor gibi yandı Kuşlar ağaçlara, taşlar dağlara Irmaklar, denizlere dolandı Bülbüller feryat etti, gül bülbüle ağladı Gök griye boyandı Ay parçalandı Ağaçlar sa çiçeklerini attı Yarınlarımın güneşi, ışığına ömrünü bağışladı Hiç kimseler bilmedi, kimseler anlamadı Mor gecelerin, sırla kaplı kapısı Bir kendime, bir de bana kapandı. İşte o an! İçli yüreğimin nazlı çiçeği Hep bana kandı, bana inandı Hep bana ağladı, bana yandı Mutlulukla mutsuzluğun hemhal olduğu gecelerde O! yalnızca bana yardı Yüreğimin korkunç kavgası Yalnız kendimle, tek kişilik savaştı Hüznün kol gezdiği hazanın diyarında Ömrümün bütün sokakları her defasında bana vardı. Ömür dedim de! Hani ömür! Aynen iki kapılı bir handı Giren de bendim, çıkanda bendim Dedim ya ben. Ben! Bir kendime galiptim. bir de bana yenildim. Ben! Ah! o anlarda ben Gök kuşağını merdiven yaptım da Bir avuç maviyle göklere çıktım Tüm güzellikleri bir şiire sığdırdım da Yüreğimin rengiyle semaya yazdım Artık! Gönlüm güneşimin sıcacık koynunda Karanlığa sızlanmaz, aydınlığa nazlanmaz Gördün mü bak? Bak hala! Hala! Umudun adresinde Caddenin adı bahar, sokağın adı yaz Gönül sayfamdaki bir kaç satır şiir Bir kendime, bir de bana niyaz.

Oku →
@Yüksel Bey

Gece Lacivert

Lacivert bir vaktindeyim şimdi gecenin Bahardan kalma ılık bir meltem yüzümde Hazanda açmış bir nergis Savunmasız Mevsim şaşkın Kızgın kül tadında gece Gecenin dudağında sızılı şiirler Sevgiler gecenin koynunda korunmasız Uçurumlar kadar derin ve yalnız Ay karanlık uzak diyarların ardında Yıldızlar ürkütülmüş gecelerde milyon kere Hüzün çiçek açmış umut ağaçlarında İşte bu yüzden Mevsimsiz rüzgarların sesinde bir ağıdım şimdi Yüreğim hüzün deryası. Bir yanı Kerem bir yanı Aslı. Her gece gözlerimde bir kor çiçeği Biri Ferhat biri Şirin Ömrüm bir nefeslik düş Gözlerimin son damlasında içim dışım şiir Düşüyorum sayfa sayfa İsyankar tahammüllerde bir uçumluk kuş hayallerim Kızgın çöllerde seraba dönmüş arzu yağmurlarım Oy ruhuma can katan eksik şiirim Oy düş masalımın ezik nağmesi Keşke yüreğimdekileri getirebilsem sana Kırgınlıkları onarıp ekebilsem şiir bahçeme Solgun çiçeklerimi derebilsem keşke Sarhoş uykularımın serseri karanlığı Mavilerimi arıyor yine Bakışları ıslak yalnız caddelerde Ayaz umutlar Ay küs Gece lacivert Üşüyen bir kuş titremesi yalnızlığım Şimdi Umut nedir diye sorma bana ey şiir Sorma neden üzgün cümlelerin Ey beyaz gece Ey parlak ay Ey güz bahçemin gülleri Duymuyor musunuz semayı aşan sesimi? Arşı kucakladı içimdeki suskun sedam Biliyor musunuz? Çok şey istememiştim aslında Bir damla mavide gizliydi sakladığım hüzün karam...

Oku →
@Yüksel Bey

Gece

Takma başıma siyah tülünü. Örtme yüzümü Sokulma bana git. Git Artık seninle bir anlaşmam yok. Kırgınım sana bu günlerde İçime bulaşan sessizliğin kılıç keskinliğinde Bu gece Bir başka efkar var gözlerinin haresinde Ağıtlar yüklenmiş sanki Titrek sesine. Kaç defa dedim sana Umut barınmaz yüreğinde. Öyle ki; Yüreğinde büyüttüğün o siyah gül Hiç açmayacak şafak vaktin de. Bense! Kaçak yaşıyorum Soğuk nefesinde. Bir cümlelik yer arıyorum Doğmayan seherinde. Ve seni yaşıyorum küf kokan hainliğinde. Seni saklıyorum yine de Yazdıklarımda, çizdiklerimde. Karalamaya çalıştığım kırık şiirim de Kopuk sözlerimde. Peki sen! Sen hiç olmazlarla savaştın mı? Senin penceren nereye açılıyor? Nerede doğuyor puslu karanlığın? İsteyip de söyleyemediğin çok şey var değil mi? Kiminin yüzüne Kiminin gelmişine geçmişine. Oysa her şey, tüm cevaplar gizli Arsız gülüşünde. Ey! Karanlığın prensi Ey! Yalnızlığın sinesi Ey! Gülen gözlerin perdesi Sen! Sen, benim hüzün yanımsın Defalarca sineme sardığım saflığımsın Sen! Kırk kez inanıp, kırk kez yanıldığımsın. Seni Kanayan acılara yazıyorum artık Rüzgara, fırtınaya Yürek ateşlerine. Gölgesinde esmer günahlar taşıyan Çaresizliğe yazıyorum. Uğraşma boşuna Göm sırlarını karanlığına Dön yalnızlığına. Sabahların ak, helal göğsü uzak sana Ben senin günahlarına kefil olmuşken Sen anıları yakmaya devam et. Kendi sesinle öl Sessizliğinle büyüdüğün gibi. "Kalbimi kırdıkça hesapsızca. Sustum öylece. Gözlerime doldu gece."

Oku →