Mısra Verse Logo
Mısra Verse © 2026

🍂 Soyut ve Sürrealist Şiirler

Gerçeküstünün ve imgelerin sınır tanımayan dünyası. Alışılmış anlamların kırıldığı, düşle gerçeğin iç içe geçtiği, her okuyanın kendi yorumunu bulduğu mısralar. Şiirin en özgür, en cesur hali.

@Yüksel Bey🎬 KLİP

Tutsak Özgürlük

Daralmış geçitlerin geniş arzında saklı Hayatın arzuları Şizofren sancıların zaman girdabında Özgürlüğe çivisini çakmış yalnızlık Hangi yol başına varsan Hangi sokağa sapsan Issız bir kül bulutu özgürlük Boydan boya. Tutkulu kalemlerin sırat köprüsünde özgürlük Kırk kapının cehenneminde Esaret yangını duygular Felek sapmış ters yöne Edeple secdeye varmış feryat Soluk soluğa. Bir o yandan bir bu yandan Dönüp duruyor dünya Hayaller ateş çemberinin üryanında Ayak ucuna çizdiğim özgürlüğümle Tek bildiğim muamma Eteğine tutunduğum toprak ana. Geceye mi bu çırpınış, güne mi? Bir çocuk gibi susmuş özgürlüğün ahı İlk kez böyle çaresiz Böyle kırılgan Her güncesi amansız bir kor Bir avuntu özgürlüğe azat hayaller Pencere kıpkırmızı. Sesler kuşkulu, sesler tutsak Biraz hissiz biraz da sessiz Çoğu güvensiz Özgürlüğün kucağında iki satır samimiyet Yaşam düğüm Sabır yoğun Düşler boğum boğum. Hayatın anlamında bir tatlı huzur Özgürlük senfonisi Ruhlar bir demet çiçek Rayihası semavi. Suyun, göğün kıymeti sıcak bir nefes İkrar gerek varlığa Yok ki başka bir ses Uhrevi esintiler buhurdanda tütüyor Nasıl da ufku sarmış bu bağ, bahçe Tutsaklığa özgür her şey Diller bir tutam sükut. Karışmış bir birine az ile çok Diyorum ki artık çoğun azından Bir yağmur gerek Artık güllere bakmak değil Biraz da gül dermek gerek. Haydi kapat gözlerini, aç kapılarını Azat et köleliğini tutsaklığından Özgürlüğün kaptanı Nuh'sa korkma tufanlardan.

Oku →
@Yüksel Bey

Ay Kokuyor Mutluluklar

Gülmeyi biliyorsun. Ya ağlamayı, ağlamayı da bilir misin? Sonrasında duygularına sarılmayı, Daralıp bunaldığında huzur bulmayı, rahatlamayı Ağlarken bile en tatlı hayallerinin peşinden koşmayı. Gecenin ayazında ve zehir zemberek yoklarda Ay kokan mutlulukları Bir gelincik edasında yaşamayı. Oysa bak Bak hala Eski bir hikaye geziniyor gözlerimin içinde Yine kar yağıyor bu şehre Ve Kar altında büyüyen bir çiçek üşüyor şimdilerde Yarasına figan düşmüş kırlangıç gibi mahzun Örselenmiş gecelerde. Kışların koynuna sinmiş baharı kutsuyor Baharı yaşıyor bakire düşlerinde Son bir çığlığını ekliyebiliyor sadece Özlemin bulut bulut sardığı Lacivert gecelere. Ay kokuyor mutluluklar Gece nöbetlerinde. Hayat ki Ateşten bir top Zindanlarda esir yüreğinde. Bilirim ki Bu yalnızlar kentin de birer sevdadır yıldızlar Sevdadır ay kokan ırmaklar Tükenmiş ümitlere vahadır nice baharlar. Bir şiirin gerçeğinde yaşar Bıçak keskinliğindeki sessiz çıığlıklar Bir şairin yüreğinde doğar Kaleminde can olur savunmasız vuslatlar. Hiçbir acıyı saklayamaz Şahittir hep akan yaşlar Düşündükçe takılır gözleri Yakın olur o an uzaklar. Belki Yüreğinde hasretlerin sessizliği var Sanki dört mevsim sonbahar. Hani Sanki gerçekmiş gibi masallar Masalların kahkahasında hep hep bir çiçek ağlar. Olur olmaz derken Bir akşam serinliğinde yeşeriverir yamaçlar Nisan yağmurlarını kuşandıkça sabahlar Hayal gerçek arası canlanıverir susuz kalmış umutlar. Yıldızlara uzanırken insancıl bir eda ile mısralar Hece hece coşar Şiir şiir akar Hiç kimselerin duymadığı, kimselerin bilmediği Suskun nidalar da Ay kokar hep mutluluklar.

Oku →
@Yüksel Bey

Yokluğun Göbeğinden

Ben yokluğun göbeğinden geldim, Henüz adı konulmamış boşlukların emzirdiği o kuyudan. Orada güneş, ısıtmak için değil, Sadece gölgelerin ne kadar uzun olduğunu göstermek için doğardı. Sesin yankılanmadığı, Sözün ekmekten daha ağır olduğu o kıyılardan Sırtımda görünmez bir heybe İçinde eksik bırakılmış cümleler, Yarım yamalak düşler Ve hiç sorulmamış soruların ağırlığı ile Yürüdüm. Ellerim, tutunacak bir dalın hayaliyle nasırlaştı. Cebimde harcanacak tek bir anı bile yoktu Nasıl anlatılır ki olmayan bir şeyin ağrısı? Açlık sadece midede değil, Ve yokluk Sadece maddede değil. Bir bakışta, bir dokunuşta, bir "buradayım" nidasındadır. Ben varlığın şatafatını değil, Yokluğun o keskin, o dürüst çıplaklığını giyindim. Bana "nerelisin?" diye sorduklarında, Haritada yeri olmayan o uçurumu gösterdim İşte tam buradan, her şeyin bittiği, Ama fırtınanın başladığı o merkezden geldim. Şimdi adımlarım yere sağlam basıyorsa Bu, altımdaki zeminin defalarca çökmesindendir. Gözlerimdeki bu uzak bakış, Görülecek hiçbir şeyin olmadığı o karanlıkta Kendi ışığımı yaratmayı öğrendiğimdendir. Ben yokluğun göbeğinden geldim. Azalmak nedir bilirim, Çift hanelerden tek haneye düşmenin Eksilerek çoğalmanın o muazzam sırrını Yalnızca benim gibi sessizliği bölüşenler anlar. Elimi uzatsam şimdi, Avucumda koca bir hiçlik değil, Yoktan var edilmiş koca bir dünya bulursun. Yokluğun, Yeniden var oluşun Ve o muhteşem gizemin derinliğini.

Oku →
@Yüksel Bey

İmkan/sızım

Vakit az iki gözüm, vakit dar Biraz benden biraz senden Biraz yanık, biraz tutuk, biraz da uçuk Hani her an gidecek gibi sen, rehin olmuş gibi biraz da ben. Umarsız sevinçlere gebeyken acılar Hasretin prangasında tutsaklık ta güzel Güzel be imkan/sızım. Belki bir kuşun kanadına takılıp Gitmek çok uzaklara Sessizce akmak bir nehir gibi belki Midyeler gibi saklanmak kabuğuna Geçmişin izlerinden İncisini koruyan istiridyeler gibi korumak belki yüreğini. Gün koşarken anasına bırakırken mehtaba yerini Dalgaların sarmalamasında yalnızlık da güzel Güzel be imkan/sızım. Kış üşüse de kor sevdalarda Tutsak yürekler kelepçeli hain tuzaklarda Yürekler hancı, aşklar hep yolcu Bir coşan bir duran nehir gibi. Anıları düşlerken Mahpusta gün sayar gibi Kayan yıldızlardan dilenmek de güzel Güzel be imkan/sızım. Sanki iki yarımı toplamak Ya da bir bütünü bölmek Yıldızları saymak bitmeyen gecelerde Papatya falları tutmak parça parça hecelerde Belki ıssız şiirler biriktirmek kağıt mendillerde. Hesapsız hıçkırıkların gözyaşı melodileriyle Islanırken ruhum masmavi gecelerde Bir kemanın sesinde mutluluk ta güzel Güzel be imkan/sızım. Soldukça düş bahçelerinin çiçekleri Ansızın düşen damlalarda unutmalar zor Sessiz çığlıklarda saklansa da sözler Karışsa da birbirine aşkla cezalar Mümkün olmasa da sevinç sevinç diyarlar Vuslatın hasretinde Taşa tohum ekip büyütmek te güzel Güzel be imkan/sızım.

Oku →
@Yüksel Bey

Kar Üşüyor

Bak dinle! Toprağın sesini dinle. Umut yanıyor derinliğinde Unutulmuş bir törenin dinginliğinde Açıyor ellerini bahar serinliğine Elleri beyaz, elleri yumuşak Ellerinde kar kokusu, kar ise gözden ırak. Sonrasız ve süregelen öncesizden Bir hasret duası yaslandığım şimdilerinden Öğütülmemiş, öğretilmemiş Bastırılmış ruhların biçimlerinden. Bak dinle! Gün karanlığı yakıyor, ayaz donuyor Gecenin yırtık ağlarında Kutsal bir şölen dağ çiçeklerinin rengi Güz hüznünde düşen bir yaprak Bakıyor semaya ağlayarak Gözleri buğulu, gözleri ıslak Gözlerinde kar kokusu, kar ise gözden ırak. Dinle! Dinle semanın yakarışını Arşı düğümlüyor ilkel sancısı Usulca çağlıyor Bir ırmağın türküsünde özgürlük. Sitemler isyankar Kelimeler firar Cefaların gidişinde dağınık düşlerin gizi. Dingin dalgaların sesinde tutuklu şımarık çocuk Öyle lal, öyle kör, öyle özgür. Sonsuzluğun sınırsız özleminde Kendine dilendiği tutku kanıyor Acılar dudağında uyuyor Dudağı mühür, dudağı çatlak Dudağında kar kokusu, kar ise gözden ırak. Bak dinle! Dinle sessizliğinde sesini Şafağın gönül çelen kızıllığında gün ışığı. Ölüm! Gidenlerden kalanlara Nefesin buğusu bir serçe naifliği, Üşür durur pencerede her sabah, Ölüm soluklu zaman. Bir seher vakti yalnızlığında Bin ah kokulu hayatın kırılgan yanı Yokluğun kar çiçeği ülkesinde ölüm Ölüm soğuk, ölüm yasak Ölümde kar kokusu, kar ise gözden ırak. Kar, üşüyor.

Oku →
@Yüksel Bey

Eylül

Titriyor gece soğuğuna sarınmış Mavi bir eylül yüzünde, gözlerinde iki damla yıldız Dolanıyor yine hüznünde içindeki çocuk Kırık bir eylül avuçlarında hem üşümüş hem yalnız. Yetim ruhlar pencerede Sabaha varmanın sancısında sahipsiz bir hicran Kayıp gökyüzünde bir eylül yokluğunda kanıyor Bir güvercin havalanıyor kanadında bin isyan. Başladığı gibi bitiyor eylül Zemberekte kırılmış sanki zaman Bilirim acıyla dosttur çağlayan her keman Belki hayal belki de yalan Belki yalanlarda yalan Sen durma haydi bağır var gücünle Çevir gecenin rengini Duan olsun feryadın kınalı ellerinde Dakikalar özleme vurunca Sonsuz bir umut aksın nehir nehir gözlerinde. Bir evlat kokusu öylesine kat kat Nice eylüllere inat Bitmeyen bir şarkıda sanki tekrarlanan bir nakarat Belki her şey tepetaklak Dost kokusu ise öylesine öylesine saf Öylesine üryan Çırılçıplak Bir feryadın yankısında koşar adım yalınayak. Anlıyorum Acılar yağsa da sağnak sağnak Sanki hasret türküsü gibi Eylülde yaşamak Külün gizinde tutsak sanki kafes kafes hayat Zaman ile başbaşa takvimlere sevdalı saat Kül beyaz akşamlara ayrılık katsa da Eylül düşleri hep bitmeyen bir aşk. Belki de yaşamak Her ölen gecede yeniden çıkan şafak Belki yeniden doğmak tekrar yaşamak Konunca gözlerine damla damla sonbahar Hani çıkmaz bir sokakta belki eylüller son durak. Bak gözlerinin arkasına sığınmış bir kadın Hala ayakta eylüle inat Haydi sen de korkma Sen de ayağa kalk tüm eylüllere inat.

Oku →