Yokluğun Göbeğinden
~ Yüksel Bey
👁️ 0
Ben yokluğun göbeğinden geldim,
Henüz adı konulmamış boşlukların emzirdiği o kuyudan.
Orada güneş, ısıtmak için değil,
Sadece gölgelerin ne kadar uzun olduğunu göstermek için doğardı.
Sesin yankılanmadığı,
Sözün ekmekten daha ağır olduğu o kıyılardan
Sırtımda görünmez bir heybe
İçinde eksik bırakılmış cümleler,
Yarım yamalak düşler
Ve hiç sorulmamış soruların ağırlığı ile
Yürüdüm.
Ellerim, tutunacak bir dalın hayaliyle nasırlaştı.
Cebimde harcanacak tek bir anı bile yoktu
Nasıl anlatılır ki olmayan bir şeyin ağrısı?
Açlık sadece midede değil,
Ve yokluk
Sadece maddede değil.
Bir bakışta, bir dokunuşta, bir "buradayım" nidasındadır.
Ben varlığın şatafatını değil,
Yokluğun o keskin, o dürüst çıplaklığını giyindim.
Bana "nerelisin?" diye sorduklarında,
Haritada yeri olmayan o uçurumu gösterdim
İşte tam buradan, her şeyin bittiği,
Ama fırtınanın başladığı o merkezden geldim.
Şimdi adımlarım yere sağlam basıyorsa
Bu, altımdaki zeminin defalarca çökmesindendir.
Gözlerimdeki bu uzak bakış,
Görülecek hiçbir şeyin olmadığı o karanlıkta
Kendi ışığımı yaratmayı öğrendiğimdendir.
Ben yokluğun göbeğinden geldim.
Azalmak nedir bilirim,
Çift hanelerden tek haneye düşmenin
Eksilerek çoğalmanın o muazzam sırrını
Yalnızca benim gibi sessizliği bölüşenler anlar.
Elimi uzatsam şimdi,
Avucumda koca bir hiçlik değil,
Yoktan var edilmiş koca bir dünya bulursun.
Yokluğun,
Yeniden var oluşun
Ve o muhteşem gizemin derinliğini.