Maydanoz Ocağı
~ Yüksel Bey
👁️ 0
Dört yaşımdaydım, babam gittiğinde,
Dünya sanki sessiz bir kuyu.
Annem yirmi beşinde, incecik bir söğüt dalı,
Rüzgara karşı duran ama eğilmeyen.
Yeşil bir oyunun gölgesinde
Maydanoz ocağının başında otururduk,
Toprağın kokusu, maydanozun yeşili,
Ve bir dilim ekmeğin sırtındaki tadımlık peynir...
Hatırlıyorum da o maydanoz ocağını,
Bana dünyanın en zengin sofrası gibi gelirdi.
Annem bir masal anlatıcısıydı o anlarda,
Yoksulluğu gümüş tepside sunan bir kraliçe.
Ekmek bölündüğünde çıkan o ses,
Onun kahkahasıyla karışırdı,
Ben doyduğumu sanırdım, oysa o beni sevgiyle doldururdu.
"Bak," derdi, "bu yaprak en şanslısı,"
Gülerek uzatırdı o yeşil dalları.
Sanki dünyanın en büyük hazinesini paylaşıyormuşuz gibi.
Ben çiğnerken o mucizevi tadı,
Bilmezdim ki dolapta başka renk yok.
Annemin gözlerindeki parıltı,
Güneşin alevinden daha parlaktı.
Ocağın başında bir tiyatro sahnelenirdi sessizce,
Başrolde fedakarlık, dekorda nemli bahçe duvarı
Kendi ruhunu yakarak beni doyuran annem
O yirmi beşlik genç bir kadın.
Açlığını bir gülüşün arkasına saklar,
Beni maydanoz ocağında
Lunaparka götürürdü.
Şimdi büyüdüm,
Yediğim her lokmada o ekmeğin kuruluğunu arıyorum.
Çünkü artık biliyorum;
O maydanozlar sadece toprakta yetişmiyordu,
Annemin kırılan umutlarından,
Beni güldürmek için topladığı güçten yeşeriyordu.
Meğer biz sadece maydanoz yememişiz,
Biz o maydanoz günlerinde,
Yokluğu birbirimize sarılarak eritmişiz.
Meğerse annem
Başka yemek olmadığı için değil,
Başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok demek için gülmüş yüzüme.
Annemin o genç hali, o dirençli elleri...
Hala burnumda o taze yeşilin kokusu,
Ben büyüdükçe o maydanoz daha da tatlandı
Ve hala damağımda,
Dünyanın en tatlı, en lezzetli yemeği
Kulaklarımda dünyanın en güzel masalı.